• Sekizincisi: Şu âlemdeki mevcudatın her biri, kendine mahsus bir dil ile Hâlık’ının vahdaniyetine ve Sâniinin rububiyetine dair manevî sözlerini fehmetmektir.

• Dokuzuncusu: Acz ve zaafın, fakr ve ihtiyacın ölçüsüyle, kudret-i İlâhiye ve gınâ-i Rabbaniyenin derecat-ı tecelliyatını anlamaktır. Nasıl ki açlığın dereceleri nisbetinde ve ihtiyacın envâı miktarınca, taamın lezzeti ve derecatı ve çeşitleri anlaşılır. Onun gibi, sen de nihayetsiz aczin ve fakrınla, nihayetsiz kudret ve gınâ-i İlâhiyenin derecatını fehmetmelisin.

İşte senin hayatının gayeleri, icmalen, bunlar gibi emirlerdir.

■ Şimdi kendi hayatının mahiyetine bak ki, o mahiyetinin icmali şudur:

Esma-i İlâhiyeye ait garaibin fihristesi, hem şuun ve sıfât-ı İlâhiyenin bir mikyası, hem kâinattaki âlemlerin bir mizanı, hem bu âlem-i kebirin bir listesi, hem şu kâinatın bir haritası, hem şu kitab-ı ekberin bir fezlekesi, hem kudretin gizli definelerini açacak bir anahtar külçesi, hem mevcudata serpilen ve evkata takılan kemâlâtının bir ahsen-i takvimidir.

İşte mahiyet-i hayatın bunlar gibi emirlerdir.

■ Şimdi senin hayatının sureti ve tarz-ı vazifesi şudur ki:

Hayatın bir kelime-i mektubedir, kalem-i Kudretle yazılmış hikmetnüma bir sözdür; görünüp ve işitilip, Esma-i Hüsna’ya delâlet eder.

İşte hayatının sureti, bu gibi emirlerdir.

■ Şimdi hayatının sırr-ı hakikati şudur ki:

Tecelli-i Ehadiyete, cilve-i Samediyete âyineliktir. Yani bütün âleme tecelli eden esmanın nokta-i mihrakıyesi hükmünde bir câmiiyetle, Zât-ı Ehad-i Samed'e âyineliktir.

■ Şimdi hayatının saadet içindeki kemâli ise, senin hayatının âyinesinde temessül eden Şems-i Ezelî'nin envârını hissedip, sevmektir. Zîşuur olarak ona şevk göstermektir. Onun muhabbetiyle kendinden geçmektir. Kalbin göz bebeğinde aks-i nurunu yerleştirmektir. İşte bu sırdandır ki, seni a'lâ-yı illiyyîne çıkaran bir hadis-i kudsînin meal-i şerifi olan,

(1) مَنْ نَكُنْجَمْ دَرْ سَمٰوَاتُ وَ زَم۪ينْ ٭ اَزْ عَجَبْ كُنْجَمْ بَقَلْبِ مُؤْمِن۪ينْ

denilmiştir.

_______________

1. Meali Farsça olarak verilen hadis-i kudsînin metni ve manası şöyledir: “Ben göklere ve yerlere sığmam, fakat mü’min kulumun kalbine sığarım.” (Aclûni, Keşfü’l-Hafa, 2:165.)