var ki, senin gibi körlerden başka herkes o zatı, padişahın pek doğru tercüman-ı evâmiri olduğunu yakînen anlar.

Acaba o yaver-i ekrem o ferman-ı a'zamla beraber bütün kuvvetiyle dava edip tebliğ ettikleri şu tebdil-i memleket meselesi, hiç kabil midir ki, itiraz kabul etsin? Evet, kabil değil; illâ ki, bütün bu gördüğümüz her şeyi inkâr edesin.

Şimdi ey arkadaş! Söz senindir, söyle; ne diyorsan de.

“Ben ne diyeceğim? Daha buna karşı bir şey denilebilir mi? Gündüz ortasında güneşe karşı söz söylenir mi? Yalnız derim ki: Elhamdülillah, yüz bin defa şükür olsun ki, vehim ve heva tahakkümünden, nefis ve heves esaretinden kurtulup, daimî hapis ve zindandan halâs oldum. Ve inandım ki, bu karmakarışık, kararsız misafirhanelerden başka ve kurb-u şahanede bir diyar-ı saadet vardır; biz de ona namzediz.”

İşte haşir ve âhiretten kinaye ve ibaret olan şu hikâye-i temsiliye burada tamam oldu. Şimdi tevfik-i İlâhî ile hakikat-ı ulyaya geçeceğiz. Geçmiş On İki Surete mukabil, on iki mütesanid Hakikat ile bir Mukaddime beyan edeceğiz.


Mukaddime

Birkaç “İşaret”le başka yerlerde, yani Yirmi İkinci, On Dokuzuncu, Yirmi Altıncı Sözlerde izah edilen birkaç meseleye işaret ederiz.


BİRİNCİ İŞARET

Hikâyedeki sersem adamın o emin arkadaşıyla, üç hakikatleri var:

Birincisi: Nefs-i emmârem ile kalbimdir.

İkincisi: Felsefe şakirdleriyle, Kur'an-ı Hakîm tilmizleridir.

Üçüncüsü: Ümmet-i İslâmiye ile millet-i küfriyedir.

Felsefe şakirdleri ve millet-i küfriye ve nefs-i emmârenin en müthiş dalâleti, Cenab-ı Hakk'ı tanımamaktadır. Hikâyede, nasıl emin adam demişti: "Bir harf kâtipsiz olmaz, bir kanun hâkimsiz olmaz." Biz de deriz:

Nasıl ki, bir kitap, bâhusus öyle bir kitap ki, her kelimesi içinde küçük kalemle bir kitap yazılmış, her harfi içinde ince kalem ile muntazam bir kaside yazılmış; kâtipsiz olmak, son derece muhaldir.

Öyle de şu kâinat nakkaşsız olmak, son derece muhal ender muhaldir. Zira bu kâinat öyle bir kitaptır ki, her sahifesi çok kitapları tazammun eder. Hattâ her kelimesi içinde bir kitap vardır, her bir harfi içinde bir kaside vardır. Yeryüzü bir sahifedir, ne kadar kitap, içinde var.